Şişli

Şiş yapımıyla uğraşan ve şişçiler diye anılan bir ailenin burada konağı olduğu ve “ Şişçilerin Konağı”nın zamanla “Şişlilerin Konağı” haline gelmesiyle semtin adının Şişli kaldığı söylenmektedir.

Şişli İstanbul'un, Taksim kuzeyindeki bütün semtleri gibi, yeni bir yerleşmedir. Şehrin bu yöresinin 19. yy' ın ortalarında bile henüz yerleşme bölgesi olmadığı biliniyor. 1850'lerde bugünkü Şişli'nin yayıldığı alan geniş bir kırlıktı. İlçenin en eski mahallesi olan Tatavla' nın (Kurtuluş) 16. yy'da kurulduğu ileri sürülür. 17. yy'da Taksim' den Pangaltı' ya doğru uzanan yolun iki yanında mezarlıklar; 18. yy'da Şişli ve Mecidiyeköy yörelerinde bağlar ve bostanlar yer alıyordu. Balmumcu Çiftlik Hümayunu Şişli' ye kadar uzanıyordu. Bahçelerde sebze ve meyvenin yanı sıra çiçek de yetiştirilirdi.

19. yy'dan itibaren çeşitli binalar yapılır. Feriköy'de ilk bira üretim tesisinin kurulması ve Şişli'de Etfal Hastanesi'nin açılışı 1890'lara rastlar. Bomonti'de bira fabrikası 19. yy'ın başlarında kurulmuştur. 1870'te Beyoğlu yangınında evsiz kalan Levantenler ve gayrimüslimler Harbiye çevresinde inşa edilen kagir binalara taşınmışlardır. Matbaa-i Osmaniye'yi kuran Osman Bey de Harbiye ile Şişli arasında bir arazi satın alarak bu arazide konak yaptırmıştır. Osmanbey semtinin adı bu konaktan gelir.

Abdülmecid döneminde (1839-1861) imparatorluğun sınır bölgelerindeki yurtlarından olan birçok göçmen İstanbul'a sığınmış; bunlardan bir bölümü Şişli' nin hemen kuzeydoğusunda arpa tarlaları ve dutlukların bulunduğu alana yerleştirilmiştir. Bu kırsal yerleşim yerine padişahın adıyla Mecidiyeköy denmiştir. Taksim – Şişli tramvay hattı 1913'te elektrikli hale getirilmiş, tramvay deposu da Şişli ile Mecidiyeköy arasına inşa edilmiştir. İstanbul'daki önemli anıtlarda biri olan Abide-i Hürriyet de 1911 de açılmıştır.

Şehir yavaş yavaş Harbiye'ye, Pangaltı'ya doğru, daha çok askeri ve idari yapılarla uzanmaktadır. Şehrin kuzeye ve kuzeydoğuya, yani Şişli ve Nişantaşı – Teşvikiye'ye doğru yayılmasında iki önemli etken, 1870'te Beyoğlu'nun büyük bölümünü ortadan kaldıran yangın felaketi ve Tanzimat'la birlikte yabancıların da şehrin istedikleri yerlerinde mülk edinmelerine olanak tanınmasıdır. Yerleşmenin Şişli'ye doğru uzanması 1881'den itibaren atlı tramvayın Taksim'den Pangaltı'ya ve biraz daha ileriye, bugünkü Şişli'nin ortalarına doğru gelmesi ile hızlanmış, 1913'te elektrikli tramvay işlemeye başlamış, Şişli Beyoğlu'ndan sonra, İstanbul'un elektrik ve havagazı almaya başlayan ikinci semti olmuştur.

19.yy'ın sonlarında, 1890'larda Şişli'de İstanbul'un ünlü yabancı zenginlerinin, Beyoğlu'ndan bu tarafa doğru kayan azınlıkların, Osmanlı paşalarının, yüksek memurların, devrin aydınlarının bahçeler içindeki tek tük konakları yanında; 1895'te Okmeydanı'na doğru Darülaceze, 1898'de de , difteriden ölen kızı Hafize Sultan için II. Abdülhamit'in yaptırdığı Etfal Hastanesi gibi sağlık kurumları da yer almaktadır.

Şişli semtinin hızla gelişmeye başlaması 1913'te elektrikli tramvayın buraya uzanması ve Şişli'nin son durak olmasından sonradır. Halaskargazi Caddesi boyunca evlerin, konakların sıklaşması, ilk apartmanların belirmesi 1910-1920 dönemidir. Mustafa Kemal'in Samsun'a gidene kadar Aralık 1918'den Mayıs 1919'a kadar kaldığı ve bugün Atatürk Müzesi olarak korunan bina, dönemin yapıları hakkında bir fikir vermektedir.

Cumhuriyet' in kuruluşundan sonra Şişli, 1930'larda şehrin en mutena semtlerinden biri durumundadır. Büyükdere Caddesi üzerinde tek yapı eski tramvay garajıdır. Karşıları ise mezarlıktır. Halaskargazi Caddesi'ne paralel giden Abide-i Hürriyet Caddesi'nin batısında Bomonti Bira Fabrikası ve bahçesinin bulunduğu sırtlara doğru, semtin 1920'ler sonrasında hızla yapılaşan kesimleri yer almaktadır. Bugün de varlığını sürdüren Feriköy Fırın Sokağı ve ona paralel Sıracevizler Sokağı semtin son meskun bölgeleridir. 1930-1940 arasında başta Halaskargazi olmak üzere semtin anacaddelerinin iki yanında, çoğu günümüze kadar gelen, döneminin en lüks apartmanları bitişik nizamda kurulmuş; böyle bir apartman yerleşmesi Abide-i Hürriyet Caddesi'nin batısında kalan ve en ünlüleri Hanımefendi Sokağı, Perihan Sokağı, Sıracevizler Caddesi olan sokaklarda da büyük bir hızla gelişmiştir. Ünlü “Lüküs Hayat” opereti, zengin ve modern yaşam özlemini dile getirirken “Şişli'de bir apartıman; yoksa eğer halin yaman” dizeleriyle dönemin bu gelişmesini belgeler.

Şişli semtinin mutena bir konut ve yerleşme bölgesi olarak gelişmesi 1960 hatta 1970'lere kadar sürmüş, bu dönemden sonra ise semt, çevre semtlerle birlikte daha çok zengin çarşıların, pasajların,seçkin dükkanların, butiklerin, işyerlerinin, bankaların yer aldığı; ticaret, iş ve eğlence hayatının ağır bastığı bir yapı kazanmıştır.

Şişli'nin günümüzde merkezi sayılabilecek Şişli Camii 1949' da açılmış yeni bir camidir. Halaskargazi Caddesi üzerinde, caminin biraz ilerisinde yer alan Fransız Lape Hastanesi, Etfal Hastanesi ile birlikte semtin en eski sağlık kurumlarıdır. Daha sonraki dönemlerde bunlara çok sayıda yenileri eklenmiştir. Maçka Silahhanesi, Mekteb-i Harbiye binası, Nişantaşı'ndaki Meşrutiyet Camii, Teşvikiye Camii, Darülaceze binası ilçenin en eski yapılarındandır. Abide-i Hürriyet Anıtı, Atatürk Müzesi ve Şişli Camii de bunlara eklenebilir.


ABİDE-İ HÜRRİYET

Şişli Belediyesi'nin amblemi olan Abide-i Hürriyet anıtı Şişli'nin en yüksek tepesi olan (130 rakım) kuzeybatı kesiminde birinci çevre yolu ile Şişli-Kağıthane Caddesi arasında kalır. II. Mehmet'in İstanbul'u kuşatması sırasında otağını kurduğu yerlerden biri olduğu sanılmaktadır. Anıt, yakın tarihimizde 31 Mart Vakası olarak bilinen meşrutiyet karşıtı ayaklanmanın bastırılması sırasında şehit olanların anısına yaptırılmıştır. Yapımına 1909'da başlanmış 1911'de bitirilmiştir. Anıt I. Ulusal Mimarlık Üslubu'nun tanınmış mimarlarından Muzaffer Bey'e aittir. Anıt havaya atış yapan bir top şeklindedir. Örme taştan yapılan bu anıtın alt zemininde şehit olan askerler gömülüdür. Ayrıca Sadrazam ve Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa Türbesi ile Mithad Paşa'nın ve Talat Paşa'nın mezarları da anıt çevresi içindedir.


ATATÜRK MÜZESİ

Birinci Dünya Savaşı sona ermiş, Mondros Ateşkes Anlaşması imzalanmıştı. Mustafa Kemal, Suriye cephesinden ayrılarak 1918 yılı Kasım ayının ortalarında İstanbul'a geldi. Kent İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan Kara ve Deniz Kuvvetlerinin işgali altındaydı. İstanbul'da gördüğü manzara karşısında içi yanan ama bu acı gerçeğin etkisiyle, geleceğe ilişkin kurtuluş planlarını hızla olgunlaştırmaya koyulan Mustafa Kemal bir süre Pera Palas'ta kaldı. Ardından, dostu Salih Fansa O'nu evine davet etti. Mustafa Kemal çok kısa bir süre de Beyoğlu'ndaki bu evde konuk oldu. Öte yandan, Beşiktaş Akaretler' de oturan annesi Zübeyde Hanım ve kız kardeşi Makbule'yi de her fırsatta ziyaret etti. Mustafa Kemal ülkeyi içine düştüğü umutsuz durumdan kurtarabilmek amacıyla oradan oraya koşuşturur, sarayla görüşür ve ardarda toplantılara katılırken, bir yandan da tek başına kalabileceği bir ev arıyordu. Sonunda, Şişli'de, bugünkü adı Halaskargazi olan caddede 1908 yılında inşa edilmiş üç katlı bir ev kiraladı. Evin o zamanki sahibi Osep Kasapyan'dı.

Mustafa Kemal yeni evine yerleşir yerleşmez, annesini ve kız kardeşini yanına aldı ve onları evin üst katına yerleştirdi. Kendisi orta katta kalmayı tercih etmişti.
İstanbul'un düşman işgali altında bulunduğu günlerde, Mustafa Kemal'in evi son derece hareketli günler yaşadı. Gelen giden çoktu. Sık sık arkadaşlarıyla buluşuyor, ülkenin içinde bulunduğu kötü duruma nasıl bir çözüm yolu bulunabileceğini tartışıyorlardı.
Mustafa Kemal, Şişli'deki bu evde, Milli Mücadeleyi başlatmak amacıyla Samsun'a hareket ettiği gün olan 16 Mayıs 1919 tarihine kadar oturdu. Ankara'ya yerleştikten kısa bir süre sonra da, annesini ve kız kardeşini yanına aldırdı.

Takvimler 1924 yılını gösterirken, Mustafa Kemal'in kısa sayılabilecek bir süre oturduğu Şişli'deki ev el değiştirdi. Binayı, eski valilerden Tahsin Bey (Uzer) satın aldı. Aynı yıl, evin duvarına, Atatürk'ün 1919 yılında orada oturduğunu belirten bir tabela asıldı.
Dört yıl sonra, İstanbul Belediyesi binayı Tahsin Uzer' den satın aldı. Atatürk'e ait tüm eşyalar, tarihi belgeler ve hatıraları bu binada koruma altına alınmaya başladı.
1924 yılında İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı Lütfü Kırdar evin müzeye dönüştürülmesi çalışmalarını başlattı. Ev aynı yılın 15 Haziran günü “Atatürk İnkılabı Müzesi” olarak kapılarını ziyaretçilere açtı.

Müzede Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, ilk cumhurbaşkanı, asker ve devlet adamı Atatürk'ün doğumundan ölümüne kadarki yaşamını sergileyen fotoğraflar, giydiği elbiseler, kullandığı eşyalar, Atatürk ve devrimlerine ilişkin belgeler ve Milli Mücadele'yi yansıtan tablolar yer alıyordu. Zaman içinde yıpranan bina, 1960 ihtilalinden sonra İstanbul Belediye Başkanı olan Refik Tulga'nın ön ayak olmasıyla onarıldı. Ne var ki, iki yıl sonra binada bir yangın çıktı. Müze kısmen hasar gördü.

Uzun süre ihmal edilen müze, Atatürk'ün 100. doğum yılı hazırlıkları sürerken tepeden tırnağa sıkı bir onarımdan geçirildi. Kapı tokmaklarından camlara kadar her şey binanın genel havasına uygun olarak yenilendi. Bu onarımın giderlerini Türkiye İş Bankası karşıladı. Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu ise dekorasyon ve düzenleme işlerini üstlendi.
Sonuçta, 19 Mayıs 1981 tarihi, Atatürk İnkılabı Müzesi'nin belki de yeniden doğduğu tarih oldu. Müzenin adı kısaltıldı ve “Atatürk Müzesi” haline getirildi.

Müze günümüzde, Şişli'nin en yoğun trafiğinin bulunduğu bir noktada yer almasının da etkisiyle, çok sayıda ziyaretçi tarafından gezilmektedir.


ŞİŞLİ CAMİİ

Şişli İlçesi'nde, 19 Mayıs Mahallesi'nde, Halaskargazi Caddesi ile Abide-i Hürriyet Caddesi arsında kalan ada üzerindedir. Yapımına Haziran 1945'te başlanan cami, 1949'da ibadete açılmıştır. Mimarı Vasfi Egeli'dir. O dönemde Vakıflar Başmimarı olan Egeli'ye statikte Prof Dr. Fikri Santur, detaylarda Yüksek Mimar Nazimî Yanal ile Mimar Vahan Kantarcı yardımcı olmuşlardır. Camii'nin bezemesinde önemli bir yere sahip olan yazılar ise Hamid Aytaç, Macid Ayral ve Halim Özyazıcıya aittir. Taş ve ahşap gibi diğer bezemelerinde de yine zamanının en meşhur ustaları çalışmıştır. Şişli Camii tamamen klasik Osmanlı mimarisi tarzında inşa edilmiştir. Orta merkezî bir kubbe ve bunu giriş cephesi hariç olmak üzere diğer üç cepheden çevreleyen üç yarım kubbeden oluşan bir şemaya sahiptir. Duvarları eski yığma usulde işlenmiş, küfeki taşıyla yapılmış, kubbe bu duvarlara betonarme olarak oturtulmuştur. Yapı iki katlı pencere düzenine sahip olup üst hizadaki pencereler ve kasnak pencereleri sabit, alt kattakiler ise açılabilir dikdörtgen pencerelerdir. Klasik görünümlü, çokgen gövdeli, tek şerefeli minaresi yapının batı cephesine bitişik olarak yapılmıştır. Minarenin mukarnas dolgulu şerefesinin altında kırmızı renkli taştan sıralı palmet dizisi dolanmaktadır. Girişi dışarıdan, güneye bakan, merdivenlerle ulaşılan bir kapıdan sağlanmıştır. Bu kapının yanında müezzinin camiye girişini sağlayan, doğrudan içeriye açılan bir kapı daha mevcuttur. Bu kapıların önünde köşedeki bir sütun tarafından taşınan saçak bulunmakta ve buranın tavanının kalem işi bezemeli görülmektedir. Caminin önünde beş gözlü, kubbeli bir son cemaat yeri vardır. Giriş bölümü saçak hizasında yapılan bir yükselti ile belirginleştirilmiştir. Camiye üzerinde üçgen şeklinde düzenlenmiş aynalı istifli, altın yaldızla yazılmış bir ayet kitabesi bulunan basık kemerli bir kapıdan girilmektedir. Kapının köşeliklerinde çok ince işçilik gösteren altın yaldızla bezenmiş iki kabara vardır. Ayrıca son cemaat yerine açılan kapının iki yanında yer alan ikişer pencerenin üzerindeki alınlıklarda da yine altın yaldızla yazılmış ayet kitabeleri yer almaktadır.

Caminin içine girildiğinde mihrap cephesi hariç olmak üzere diğer üç cephede üst hizada mahfillerin dolandığı görülmektedir. Yan kanatlardaki kadınlar mahfillerine doğu ve batı cephelerdeki küçük kapılı, merdivenlerden, girişin üzerindeki müezzin mahfiline ise, kapıdan girilince sağ tarafta yer alan merdivenlerle ulaşılmaktadır. Ufak bir kapı ile gizlenmiş olan bu merdivenlerin simetrisinde de yine bir kapı bulunmakta, buranın dolap olarak değerlendirildiği görülmektedir. Birbirleriyle bağlantısız olan mahfillerden yandakiler Bursa kemerleriyle bağlanmış sütunlar tarafından taşınmaktadır. Bu yan bölümlerin tavanında ahşap üzerine kalem işi ile yapılmış çok renkli, madalyonlu bir bezeme yer almaktadır. Ayrıca bütün alt kat pencerelerinin tavanlarında yine çok renkli kalem işi bezeme olduğu görülmektedir. Bunun dışında bütün üst örtü (ana kubbe ile pandantifleri, yarım kubbeler, bunların kubbeye bağlantısını sağlayan kemerler) klasik üsluptaki çok renkli kalem işleriyle bezenmiştir. Kubbenin altında, caminin ortasında, mermerden yapılmış, yaldızla hareketlendirilmiş, dilimli kenarlı, ince işçilik gösteren, ajurlu, geometrik ve bitkisel bezemeye sahip fıskiyeli bir havuz bulunmaktadır. Aynı taşçı ustasının elinden çıkan minber ve mihrap da yine son derece başarılı uygulamalarıyla dikkati çekmektedirler. Vitraylı pencerelerin camiye renkli bir görünüm kazandırdığı görülmektedir.

Şişli Camii, etrafı duvarlarla çevrili, biri mihrap yönünde, diğerleri ise iki yanda olmak üzere toplam üç kapıyla girilen bir avlu ortasında yer almaktadır. Avluda, mihrap ekseninde, ortada bulunan onikigen mermer şadırvan ince, özenli işçiliğiyle bir biblo gibi yapıyı süslemektedir. Ayrıca avluda bitişik olarak inşa edilmiş kütüphane, amam ve müezzin nöbet odaları, gasilhaneler ve bunların altında tuvaletlerle, abdest alma yerleri de mevcuttur.


KAYNAKLAR:

İstanbul Ansiklopedisi, Şişli Hayat Dergisi, Şişli Belediye Başkanlığı web sitesi